18.08.08, 04:55
Aynaya bakıyorum, gariptir, kendimi küçülmüş hissediyorum, gençleşmiş. Rahatlıkta rehavete kapılmak, erdemli olmak, atıp tutmak, ne bileyim işte ideal olan her şey kolaymış. Eğlenmek kolay, mutlu olmak, yaşamak, sıkılmak, bunalmak, harcamak, kazanmak, tutmak, bırakmak, vicdanlı ve yardımsever ya da aksine zalim olmak kolay. Rahatlıkta kendini betimlemek kolay, ama yanlış sıfatlarla… bunları daha yeni yeni görüyorum.
10 yıl öncesine göre daha temizim. Çok daha fazla pislik gördüm o günlerime kıyasla. Belki 10 yıl önceki yaşımda daha hiçbir şey görmemiş sayılırdım. Oysa daha çirkef, daha kıskanç, daha zalimdim. Gerçeği görmek için yitirmeli demek ki. Sahip olduklarım şans eseriydi. Olduğumu sandığım insan bu yüzden suniydi. Şimdi, 10 yıl sonrasında daha safım. Çirkinlik içinde güzelliğimin, pisliğin içinde temizliğimin farkına vardım. Sağduyumu, mantığımı, sezgilerimi anlamlandırdım. Açıldım; insanlara, yaşama, evrene ve hatta kendime bile. Bir baba kaybettim, acıdım. Belki de babam bir evlat kaybetti ama karşılığında ben kendimi kazandım. Aynaya baktığımda bambaşka görüyorum kendimi; barıştım. Uğraşmanın gereksizliğini anladım ve bıraktım. Bıraktığım o anda kendimle karşılaştım.
Hayıflanmak gereksiz, anlamak şart, kabul edebilmek önemli, karar vermek gerekli, hesaplamak ise elzem bu hayatta. Bu erken aldığım derse gelecekte çok şey borçlanacağımı öngörebiliyorum. Kendimi biliyorum, kendimi hiçbir zaman gerçekten tanıyamayacağımı da biliyorum, zira dengelerin değişimi an meselesi. Değişim kaçınılmazdan ziyade fark edilemez bir süreç çünkü. Ve kişi edilgen; her daim şart, koşul ve karşısındakilere bağımlı. Karakter yalandır, bütün bir ömre genellenmesi imkansızdır. İnsanın kendine şaşmasını sağlayıverecek an, -adı üzerinde- an meselesidir. Bu anı sağlayan etmenler ise kaderin cilveleridir.
Kendini aşmalı, kendini sürekli araştırmalıdır insan; neyin neye sebep olduğunun, sebebin neyle sonuçlandığının hesabını tutmalıdır. Ve kalıpları kırmalıdır insan. Öğrenilmiş olan, kalın misinalara benzer; dikkatlice bakmadıkça algılanamayıp, insanı sahnedeki dev bir kukla gibi olması gerekenlere bağlanmış oynatan. Ve acısını yaşamalıdır insan; yaşayıp, tüketip, bırakmalıdır. Ve yeniye açık olmalıdır insan; geçmişin tecrübesinin yalnızca o zamanın değişkenlerine bağlı olduğunu atlamamalıdır. Olasılıkların çeşitliliğinden ürküp, denemekten kaçmamalıdır. Denk gelişin rasgeleliğinin altında yatan o eşsiz zamanlamanın farkına varmalıdır. Ve gündüz ve gecenin, kışın ve yazın, doğmanın ve ölmenin, yani dünyanın ve yaşamın şaşmaz düzeninde iyi ve kötünün de yer aldığını, onların da tıpkı diğerleri gibi ardı ardına yaşandıklarına inanmalıdır insan. Ya hep ya hiç, ya siyah ya beyaz yoktur. Koşullar dahilinde bunların hepsi yerlerini bulur. Ben bunlara inanıyorum.
Aynaya bakıyorum; kendimi farklı görüyorum, çünkü dönüşüyorum.
Bir mücadele veriyorum; ya kanatlanıp uçacak ya da nihayetinde sıçacak olduğum.
13 Ekim 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder