kalbinin yerini biliyor olsaydı;
söyleyebilir miydi,
ben zaten hiçbir şey istememişken,
hiçbir şey veremeyeceğini.
‘an’ ın içinde var olabiliyor olsaydı;
tüm benliğiyle gerçekten,
-ki zordur aynı anda buluşturmak gönül ve aklı-
her şeyi tam,
hiçbir şeyi eksikli
o güzelim anları yine böyle yok sayabilir miydi.
sevmeyi istemekten bahsediyor;
sevmeyi bile kendine istiyor.
oysa sevmek;
istememek değil miydi,
sevilenden hiçbir şeyi.
benden zorla eksilttikleriyle,
kendini yalandan arttırırken
bir kez olsun düşünmüyor.
böylece aynaya her bakışında,
-ona göre nedensiz-
gözyaşları kendiliklerinden akıyor.
anlayacağı;
dünyayı yakmadan,
sağduyu, sükunet, sabır ve özveriyle
büyütüldüğünü sevginin
ve göreceği;
yanan dünyaların içinde
küle döndüğünü sevgililerin,
o on fırın ekmeklik hayat dilimlerinden birinde,
çok ileride;
beni hiç
kendini hep sanırken,
aniden,
ona çok erken olduğum,
benim için çok geç kaldığı
gün gibi aşikar olduğunda;
buluşmuş demektir gönlü ve aklı.
o zaman da geriye,
elde;
sadece tüketilmiş zamanlar kaldı.
imkansızlığına hayıflanırken o,
birleştirmenin,
yitirilen tüm o güzelim anları ve 'şimdiki aklı';
zamanın dilimlerinden o an olanında,
bir başka vücutta
karşısına çıkacağım.
ve korkarım;
geleceğin o aynı anında,
bir başka vücutta,
bir başka o ile karşı karşıya,
bir başka geçin,
yine erkeni olacağım…
28 Nisan 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder