gerçekler hayallerle mi vardır, yahut hayaller gerçeklerle? hangisi hangisini yumurtlar? hayallerimiz gerçeklerimizden mi beslenir veya gerçeklerimizi hayallerimizle mi besleriz? hatta ikisi de mümkün müdür ve kişiden kişiye değişiklik gösteren bir durum mudur bu?
sanki biraz öyle gibi...çünkü içimden bir ses diyor ki, sanki ben birinci gruba dahildim ve ikinciye doğru -en azından zihinsel anlamda- emin adımlarla ilerlemekteyim. hımm.. -ve ardından ultimate observer' ım hemen olaya müdahil olur. (işi bu)- şans faktörü var bir de bu işlerde etkili olan değil mi? ilginç olan şey gerçekten ve tamamiyle hiçbir şeyin umrumda olmayışı artık. çekip gidesim var ve içsel hiçbir korkum yok halihazırda beni gidebilmekten alıkoyabilecek. zor olacak; zor olmalı zira, benim durumum koşullarında öyle. özgürlük hayali kuran esir pozisyonundayım biraz. birkaç prangam var şikayetçi olmadığım, elden bir şey gelmeyeceğinden ötürü. önce memleketime dönmeliyim belki. hem orası rahat ve güzel olan bir şehirdir; kendimi güzel hissettirir. kendimi kapatmalı, yapmam gerekenleri yapmalı, prangaları çözmeli ve yüreğim ferah gitmeliyimdir belki de.
hemen şu an gidemeyecek olma olasılığım katiyen canımı sıkmıyor. gerçekleşen kötü pek çok şeyin pek çok kereler "böyle olması ne iyi olmuş." dedirttiği oldu bana. elbette üzerinden geçen zamanın ardından böyle oldu bu. hiçbir zaman direten biri olmadım. bu özelliğim kafayı kırmaktan çok kereler kurtarmıştır beni. bu huyumu da nuh deyip peygamber demeyen annemin otoriter ebeveynliğine ve burnu düşse eğilip yerden almaz kibirli yaradılış özelliğimin işbirliğine borçluyum; ikisine de teşekkürlerimi sunuyorum. annem otoriterdi de, diktatörlüğe vardırmış değildi hiçbir zaman olayı; bunu belirtmek gerekir. annemi çok severim.
annemle mesela pek direkt duygu ve düşünce paylaşmayız biz. şöyle ki; yukarıda bahsettiğim durumda, annem benim gitmek istediğimi çok iyi bilir. koşullar müsade etmediğinden -başka hiçbir şey değil- gitmemi istemez ama asla bana gitme demez. bense gitmemem gerektiğini bilirim ve şansımı zorlasam elinden geleni yapacağını bilsem de, asla böyle bir talepte bulunmam. ikimiz de bunları çok iyi bildiğimiz için kendini zorlamamalıdır; gereken neyse onu yapacağımı ve bir kez bile surat sallamayacağımı bilmelidir. bu benim ona karşı asla geri ödeyemeyeceğim gönül borçlarımdan yalnızca çok ufak bir tanesinin karşılığı olacaktır ve hayalimi erteleyip kalmayı seçmem -kim bilir- belki de mahçubiyetimi bir parça azaltacaktır.
kafası bulutların üzerinden katiyen inmeyen ama ayakları da asla yerden kesilmeyen biri olarak şapkamı önüme alıp bir düşündüğümde, neyin nasıl olacağını öngörebilmek için kahin olmama gerek yok. kalmam demek işbu halde bir taşla beş kuş vurmak demek. gereksiz (tam manasıyla) bir grup insanın üzerlerine vazife olmayan konuşmalar yapacağını, annemin ve kardeşimin bir parça daha güçsüz ve daha yalnız hissedeceğini, aklımın burada kalacağını ve bu sebeple huzur bulamayabileceğimi biliyorum. kendime maksimum iki yıl veriyorum. hemen gidebilmek kim bilir ne harika olurdu, ama kalmak gitme trenini kaçırmak demek değil. gideceğim...
iki yıl sonra 25-26 yaşlarında olacağım. bence gitmek için muazzam yaşlar. hiç yaşlanmayacakmışım gibi geliyor bana, bir yanım hep yaşlıydı zira. ve bir yanım ciddi kafadan kontak ve bu da bana yaşlanmayacakmışım gibi gelmesine sebep olan bir diğer şey. eheh ne ironi. bir üçüncü gelip-giden özelliğim de çok sıradan bir insan olduğum. bu biraz korkutucu da olsa, pek inandırıcı değil. çok fazla zıtlığı barındıran bir bünyeyim ve kendimi bildim bileli 'normal' olmayı diledim. hımm kime göre, neye göre pek tabii.
çok çabuk alışıyorum, hem varlığa hem de yokluğa. geçen gün, 2-3 ay sonra yaklaşık beş yıldır tek başıma oturduğum evi (mabedim) boşaltmam gerektiği dank etti kafama, içim de cız etti. bir milyon anım var bu evde; sadece en çok sevdiğim insanların girebildiği bu yerde yaşanan bir sürü şey ve onların izleri var, her şeye şahit olmuş eşyalarım var. en önemlisi ise yalnızlığım elbette. tek başınalığa o kadar çok alıştım ki... gelgelelim bu hafif yollu depreşimin hemen ardından hangi eşyaları yanıma almalıyım, hangilerini atmalıyım, almama gerek olmayanlar kimin işine yarar tarzında düşüncelere gark olmuştum bile. ahah... iyi olacağımı biliyorum çünkü. bu evde yalnız olmamın ve bunun bilinmesinin iyi olmadığı durumlar var, bu kadar yalnız olmanın bünyemde kök salmış kötü etkileri var, sırf bu evde yaşananlarla bende derin izler bıraktıkları için kurtulamadığım hayaletler var. bu evin kapanması, içimde yeni bir sayfanın açılması ve -e bilemediklerimden kurtulmam demek. anlayacağınız, bardağın dolu tarafı bana güç veriyor. bunlar iyi hanesine yazılabilecek ama iyimser olmama yetmeyecek şeyler tabi. gittikten sonra yeni düzene alışmam muhtemelen bir ayımı alır en fazla. her şey yolunda giderse ne ala, gitmezse de bakılacak artık ne yapılabilir diye.
böyleyken böyle işte...
içimi döktüm rahatladım.
su?
12 Mart 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder