her şey çok belirsiz. ne olacak ki acaba önümüzdeki hafta mesela? hayat hep bayat mı? anlar birbirlerine eklenerek yıllaşıyorlar mı? ben her gün değişiyorum; haftada en az bir gün kendimden uzaklaşıyorum, bir diğer günde kontrolümü kaybediyorum, ertesi gün kendimden nefret ediyorum, öbür gün çok sıkılıyorum, başka bir günde saçma derecede neşeli oluyorum, uyuyamadığım gecelerin uyandığı günlerde ruhsuz, o günün uykusuzluğuyla daldığım derin uykunun kabuslarıyla, o sabah gözlerimi odama mutsuz açıyorum. hafta bitti galiba?!
yaşadıklarıma tamamen yabancı dostlarımın düşmanca eleştirilerine maruz kalıyorum. yaşadıklarımın ve yaşamakta olduklarımın tümünü bilen kimse yok ve artık içimdekilerin bir kısmını bile anlatma ihtiyacı duymuyorum.
bir kitap okuyorum; adı dört ziyafet, yazarı da meir shalev. kendimle ilgili hislerimin çok güzel bir anlatımı var kitapta:
"bir kadının hamileyken rahminde barındırabileceği her şey, acılar, anılar, pişmanlıklar, bir adamın kemikleriyle kaslarında saklıdır. o asla şişip kabarmaz, asla bir çocuk dünyaya getirmez, yalnızca içten içe katılaşıp ağırlaşır, içini taşla doldurur, karnına bir taş, bir taş daha, bir tane daha ve doğuramadığı o çocuklardan ötürü adam bir taş ocağı haline gelir."
erkek doğmalıymışım dediğimde şaka yapmıyorum aslında. bildiğim ve bilmediğim birçok sebepten ötürü kaskatıyım. halbuki ağlamanın veya sızlanmanın ayıp, kötü, saçma ya da yanlış olduğu öğretilerek büyütülmedim. inat ettim belki de kendi kendime. bir çocuk doğurunca geçecekse, geçmesin. çocuğumu kurtuluş olarak görmektense hiç anne olmamayı tercih ederim.
yeni doğmuş bir çocuğu gördüğümde hep ağlamak geliyor içimden. acaba bununla mı alakalı? belki de yeni doğanlar için acı çekiyorumdur, pek iyimser biri olmadığım için...
bugün günümün çoğu sokakta geçti ve farkettim ki fark edilir derecede kendi kendime konuşuyorum yürürken. kendi kendime değil aslında, kendimle ayrı biriymiş gibi ve geri kalan her şeyle konuşuyorum. bir anormallik midir bilmem ama sesli konuştuğum için dışarıdan öyle göründüğü kesin, gülüp durmam da cabası.
geçen gün aldığım tavuğun kemiklerini ayırmıştım kedilere vermek için. yeterince bakımsız bir kedi bulana kadar bayağı bir yürüdüm. halbuki dünyanın en naif düşüncesiydi bu; arkamı döndüğüm an 20 tane kedi olay mahalline üşüşecekti ve benim sıska kedim yine aç kalacaktı. doğanın kanunlarına göre yok olup gitmesi gerekiyor değil mi zayıf halkanın? ve demek ki hepimiz ne kadar da güçlüyüz. bu düşünce beni güldürdü. erkekleşen kadınlarımız ve kadınlaşan erkeklerimizle gerçekten çok garip ve ürkütücü değil miyiz? neyse... kedilere laf atıyordum yürürken "eüü tipsize bak!" filan gibi. bir an aklıma kedinin birinin de içinden: " hadi len sen kendi tipine bak!" ya da " sen beni bir de önceki hayatımda görücektin şekerim; sana 10 basardım!" demekte olabileceğini düşündüm. hayvanlarla laf dalaşı yapabilsek bayağı komik olabilirdi gibi.
benimle susup oturabilecek sükunet sahibi birini istiyorum yanımda, pire için yorgan yakmayan, basit mevzular için ortalığı velveleye vermeyen, çok fazla şaşırmayan, suskunluk anlarında aklıma konuşacak bir şeyimiz yok düşüncesini getirmeyen, sakin, tane tane konuşan ve sorulara net cevaplar veren biri. "bilmiyorum."u da bünyesinde barındıran net cevap tanımı bana her zaman susarken işlemeye devam etmekte olan bir kafanın göstergesiymiş gibi gelir. gözlemlemeyi ve -yanlış veya başkalarınca alakasız da olsalar- tespitler yapmayı pek çok sevdiğimi söylemiş miydim? her neyse, böyle biri hem yalnızlığımı bozmayarak beni korkutmaz, hem de yalnızlığımı paylaşarak biraz daha sakin ve dengeli kalmamı sağlardı.
buradan gitmek istiyorum bir de; öyle ya da böyle gideceğim hatta. mutlaka bir yere ait hissetmeliyim duygusuna sahip değilim ama burada iyi de değilim. hiçbir yere derhal kök salma isteğim yok ve aradığım ideal olanı bulmak değil. kendimden başka güvenecek hiçkimsenin ve alıştığım hiçbir şeyin olmadığı bir yerde kim olacağımı görmeyi istiyorum. bilinen çözümleri öğrenerek, bildiğim bir düzene entegre oluvermek istemiyorum. böyle bir olasılıktan da kaçıyor değilim ama istediklerimin gerçekleşeceklerinden de eminim.
laflarımı dizdim, uyumaya gidiyorum.
3 Mart 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder