Yalnızlıklarıyla yanan insanlar var; dönüp kendilerine bakmadıklarından, baksalar da gördüklerini katiyen kabul etmediklerinden veya değiştirmeye çalışmadıklarından. Onlara üzülüyorum, fark edişimin kendimde fark yaratmış oluşuna kendi adıma seviniyorum, ama çabam bazen bir şeyi değiştirmiyor. Zira bazen öyle akıllılarına rastlıyorum ki, bu gibiler beni kendi silahlarımla vuruyorlar. Kendi silahınla vurulmak ise en acı veren yaraların açılmasına sebebiyet verebiliyor. Zaman zaman da çok akıllı sandıklarım çok aptal çıkıyor. Böyle anlarda tekrar içime dönüyor, temelsiz bir kendini beğenmişliğe kapılmış olduğumu anlıyorum, kendime geliyorum, zira hayat bana çok iyi öğretti ki bazı insanlar laftan anlamaz. Öylelerine algıları açık, yardıma hazır biri değil, bizzat hayatın okkalı bir şamarı lazımdır, ancak o şamar böylelerini hakikatle barıştırır.
Yalnızlıklarıyla yanan insanlar var; en mahrem duyguları kalplerinin en dibine gömülü ve maalesef başka şeylerle kamufle edilmeye ömürlerince alışmış. Böylelerini kaderlerine terk ediyorum. Aksi için kıvranmalarına rağmen beni yalnızlığımla yanmaya bıraksalar da onlar gibileri affediyorum. Kimse beni anlamak zorunda değil, anlamayabilir, anlasa dahi herhangi bir veya birkaç sebepten ötürü bu hayatı benimle paylaşmak zorunda değil. Tüm bunları anlıyorum, kızamıyorum, zaten yalnızlığın paylaşılabilirliğine de pek inanmıyorum, kaderime razı geliyorum, “belki ileride bir gün, biri.” Diyorum, yorulmuyorum, gocunmuyorum, umut edişimden utanıyorum, yanmıyorum…
21 Ağustos 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder