"This is where the one who knows, meets the one who doesn't care..."

15 Aralık 2008 Pazartesi

Uzun Lafımın Kısasının Portekizcesi

bir kuru toprak parçasıyım; soyutlanmayla çoraklaşmış ve özünde alabildiğine verimli.
çatlaklarımdan içeriye bir damla su sızsa, peşi sıra bir gül ağacı bitiverir kuytularımda görkemli ve dikenli.
kırmızı fazla ihtiraslı, pembe fazla mutlu, beyaz fazla namusludur; benim güllerim somon rengi.
kaderin iklimine aşırı duyarlıdır. gecenin keskin ayazına dayanmaz tomurcuklarım; hiç sabaha çıkamadan, hep yaşamdan kesilir. can çekişir, ağlarlar. gözyaşları canlarını beslemeye yetersizdir; su gibi akmaz zira, taş olup düşer zerrelerinden. yardım istemez, çığlık atmazlar; ölümleri hep sessizdir.
her bir gül ağacımın kuruyuşunda edgar allan poe nun minik kuşu düşer aklıma; bir tanesi yüreğini dayasa bir dikenime canlı kalabilirim. ancak bu düşünceyi hiçbir zaman dilemedim. çünkü ben öyle biri değilim.
orantılı olmalıdır her şey hayatta; öldürüyorsam sevmiyorumdur, öldürüyorsa sevmiyordur.
ölmemek için öldürüyorsam ve ölmemek için öldürüyorsa birbirimizi kullanıyoruzdur. oysa sevmekte yaşam sonsuzdur.
dibine kadar hayalci, iğrenç derecede gerçekçi ve bu iki ucumun yansımaları insanlarca aksi şekilde algılansa da, özümde oldukça tutarlı biriyim. tersini düşünen biri ya yavandır ya olanlara pek kafa yormamıştır. zira bakıldığında duygularım apaçık ortadadır.
portekizli denizciler, "Denize açılmak gerekli, yaşamak gerekli değil." derlermiş. ne güzel bir laf etmişler. Denize açıldım gitti, yaşamam gerekli değil. çünkü Denizin yüreği yüreğime denk ve Denizi sevmem yeterli. bu kadar basit işte...

Hiç yorum yok: