nefret... neden nefret ediyoruz? ya da ediyorum diyelim... insan ağzından çıkan kelamlara dikkat etmeli aslında. büyük konuşmak ve akabinde tükürdüğünü yalamak durumunda kalmak gibi, öylesine, aslında gerçekten kastetmeden, gerçek anlamından bir parça sapmış, masumane söylediklerin, hayatını çok farklı yönlere kaydırabilecek derecede önemli olabiliyor. nefret... çok kullanıyordum bu kelimeyi.. hem de hiçkimseden ve hiçbir şeyden gerçekten nefret et-ede-mezken.. tüm hislerim alabildiğine yumuşakken, ben nedense "nefret ederim!" i kullanmayı seçtim bilinçsizce ve hoşgörü sınırlarımın sınırsızlığıyla tezat.. arada alındığım, kırıldığım olur elbet.. sık sık hatta.. ama anlama dürtüsü beni hep suçlayıcılıktan alıkoyar, hak veririm. adalet sağduyusu -ironiktir- benim için adeta kelepçe gibi. her türlü olayda, karşılık görmeyi beklerken ve hatta buna hakkım olduğuna inancım sarsılmaz olsa bile, bu karşılıksız bırakılmanın bana etkisinin büyüklüğü ne olursa olsun, kızamıyorum. aksine kendime kızıyorum alındığım için. kendi kendime diyorum ki: "yaptıklarını denize atamıyorsan, en başından yapmayacaksın. şimdi karşılık beklentisi içindeysen, bu senin bir şeyler elde etmek adına hareket etmiş olduğunu gösterir. ve işin özü buysa, şimdi paşa paşa başına geleni çekeceksin."
'nefret ederim!' dönemine böyle böyle giriş yaptım sanırım. kırılacağım durumları nefret ettiklerim kisvesi altında bol keseden ortalığa saçıp, çevremdekilerin gözüne soktuktan sonra, bir baktım ki kimseden tepki almıyorum. çünkü insanlar etkilerinin bendeki tepkisinin nefret olabilme ihtimalinin kolaylığından dehşete düşerek, tüm iletişim içeriğini azamiye indirmişler. mevcutların ödleri kopuk, yenilerin elleri kolları bağlı.. neden böyle olduğunu sorduğum yakınlarımdan; "insanları korkutuyorsun." gibi tespitler duyuyorum. duyduklarıma inanamıyorum, gülüyorum.. "ben mi?!" alabildiğine rahatlıktan yana olan, kızamayan, yegane çabası anlamak olan ben?.. bak o zaman gerçekten kızmıştım insanlara. tespitlerini belirtenlere, korkanlar için: "aptal mı bu insanlar?" demiştim. hah.. halbuki yeni yine yeniden bahsin mevzuu bendim. fakat işin kötüsü, 'tercihlerin alışkanlıkların olur.' hesabı, huy olmuştu bu "nefret ederim!" bende. çok uğraştım. az buçuk kırdım sayılır. 'telkin' sağolsun... hala da uğraşmaktayım, zira ağzımdan çıkışına mani olabilsem de, tavır olarak üzerime yapışmış durumda. bir korunma kalkanı olarak safça başladı, sinsice cezaevi duvarlarına dönüştü. şimdilerde insanlarla aramda çabayla aşılması gereken ufak çaplı bir engel. yine de varlığı hissedilir derecede. yazık...
beklenti pis şey vesselam. en az beklemek kadar pis. boşvermek değil ama beklentileri en aza indirgemek gerekiyor. beklentisizliğin yaşamda mümkün kılınabilmesi, mutluluğa giden ekspres bir bilete sahip olmak olurdu kuşkusuz. beklentisizlikten kastım istememek değil elbet. ' büyük düşün, büyük olsun.' inandığım bir laftır örneğin. düşünce gücünün geçerliliğini de tecrübe etmişliğim var. ağlamayan bebeğe meme yoktur, doğrudur. hatta öyle durumlar olur ki söküp almayı gerektirir. ama kastettiğim beklentisizlik bu da değil. bahsettiğim; verdiğince geribeslem alma beklentisi içerisinde olmak. kendiliğinden olan her zaman daha kıymetli. kayıtsız kalan için çabalamaya değip değmeyeceği göreceli. ama her taşın altından çıkan, kimileri için başı ezilesi, kimileri için kucaklanası yalnızlığın tetiklediği beklenti ile hep 'birileri olsun ve tıpkı benim gibi olsun.' arzusunun imkansızlığının tekrar tekrar tecrübe edilişi, farklı şeylere yöneltilen öfkeyle baş başa bırakıyor bizi. biriken öfkeler 'sözde' nefrete dönüşüyor. edemiyoruz da.. nefret ettiğimiz yanılgısı içinde, yeniden bir imkansızı kovalamaya koyuluyoruz. ümit etmekten de alıkoyamıyoruz kendimizi. bu ümitle yine bekliyor, bu esnada da hem bozgunlarımızın yaralarını sarmak hem de tekrar bozguna uğramamak için duygularımıza ve ifade edilişlerine ket vuruyoruz. içimize kapanıyoruz. hatta hassasiyetimizin derecesiyle doğru orantılı içimizi içsizleştiriyoruz. bir kısır döngüye mahkum ediyoruz hem kendimizi hem de çevremizi. biz de vermez oluyoruz bekleyenlere bizden beklenenleri. yanılgısı bile bu derece yıkıcı ve yaralayıcı olabiliyorken, zannımca nefretin aslı, dişleri eline verilesi...
27 Mart 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder