sessizlik.. karanlıkla birlikte favori kombinasyonum.. kendime döndüğüm, derinlerde her şeyden arındırılmış gerçeklerimi bulduğum.. ağlayıp güldüğüm, çoğunlukla kendi kendime konuştuğum.. yalnızlığımı seviyorum, onunla mutluyum, düşüncesizce bozanları hoşgörmüyorum..
hayat bize bir paye biçiyor; payıma düşenlerle hesaplaşmam gerekti. geçmişinde yaşayan, acılarını sırtında her gittiği yere taşıyan biri olmak istemedim hiçbir zaman. yaşamış olduklarımla varım ve olmuş olduğum bu varlık kendiyle büyük savaşlara girmiş, öfkelenmiş, suçlamış, salya sümük ağlamış ve nihayetinde meselelerini çözüme kavuşturup sakinlemiş de olsa, zaman zaman, özellikle de neşeliyken bir anda vuran hüzün hücumlarından kurtulamaz, kendini hüznü sevmekten alıkoyamaz, başkalarının hüzünleri de dahil olmak üzere..
uzun bir zaman 'herkes gibi' olamadığım için acı çektim. bencilliğin dibine vurmuş olduğumu göremeyecek kadar kör olmuş, belki de kaybolmuştum. daha yeni yeni 'ben' olmaya başlamanın yakıcılığını yaşıyordum. kendimi sevmemekte olduğum halde, farklı olduğum yanılsamasına düşmüştüm. her bir insanın ayrı bir değer olduğunu, pek çok aynılığa rağmen ne kadar da farklı olduğunu, en önemlisi de benim görmekte olduğum yerden nasıl gözükürlerse gözüksünler, içlerinde neler olduğunu bilmiyordum; tesadüfen, baktığımı gerçekten görmem gerektiğini keşfettim, gözlerimle algılamayı öğrenmeye başladım. suçlayıcıydım.. "anlamıyosun.." la başlayan düzinelerce cümle kurdum. "asla anlayama(z)(yacak)sın.." larla lafa girecek kadar küstahlaştığım bile oldu. bunlar cevaplarımdı, haliyle yöneltilen soruların karşılıklarıydı. çabaladıklarını kaçırmıştım. ironik olan ise benim de anlamamakta oluşumdu. anlamadığımı anlatamıyordum da. kelimeler ve cümlelerle aram iyi olmasına iyiydi de öyleyse bu kaçak güreşmeler neydi? sormuşlardı işte, bir şans vermemiştim. kafa karışıklığımı reddettim, anlatılanları yarıda kestim, akıl vermeye koyuldum, çok fazla 'ben olsam,' girizgahlı nutuklar attım, konuşulmaz ve dinlenmez olmaya başlayınca da kırılıp içime kapandım. sessizlik ve karanlıklardan sonra hiç dinlememiş olduğumu anladım ve kulaklarımla algılamayı öğrenmeye başladım. rahatladım..
duyarlılığımın zamanla gelişmesi, duyularımın keskinleşmesi, hayatımın elimdeki şu mevcut gününe kadar beni doygun yaşatmış olsa da, o ilk benlik bunalımlarından bu yana, geçirdiğim onca dönüşümden, tanıştığım onca insandan, iyi-kötü yaşadığım onca olaydan sonra, an itibariyle durup baktığım yerden gördüğüm tek şey aslında yerimde saymakta olduğum. zira çok iyi anlamanın da hiç anlamamanın da sonucu aynı: yalnızlık; daha en başında var ayrılık, en başta yaradılıştan ötürü.. daha sonra yaşananlardan.. nihayetinde de çeşitliliğin çeşitliliğinden ötürü. birlikte olabiliyoruz (olmayı öğreniyoruz) ama bir olmak imkanlar dahilinde değil. en büyük rahatlık yalnızlığı kabul etmekte ki en büyük tesellisi yaşamın boyunca dünya nüfusunca yoldaşının olması. sahip olmak ve ait olmaksa dürtü, alt kümelerin alt kümelerinin alt kümelerinde aramamalı insan doyumu, tümden gelmeli. içindeki herkesle (hem de tamamen herkesle) aynı farklılığının bilincinde olarak, yalnızca evrene ait olmalı sınırlarını bilemediğimiz.. belki o an ruhen nefes alabiliriz..................
15 Mart 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder