kör oldular... sağır, dilsiz, hissiz, duyarsız... dokunmaz oldular... bir çığlık atsam kalabalığın ortasında, deli diye yaftalarlar. halbuki çığlık çaresizlik tepkisidir. çaresizliğe karşı reflekstir. imdadımı yadsırlar. ben mahvolurum. yardım istemeye utandırır oldular...
iyiyim aslında.. hiçbir şeyim yok. iyi olmak, sağlam durmak zorunluluğuna alışkınım. ama alışkanlıktan vazgeçebilirim. aciz değilim. her alışkanlık kötü alışkanlık olmasa da, bu benimkisi cesur gibi gözükse de, bünyeye zararını hissederken derinden derine, gurur duyması zor...
bakarken anlayan gözler, duyarken anlayan kulaklar, dokunurken anlayan parmaklar var. var, biliyorum. öyle olup da bundan utananlar da var. var, ayırabiliyorum. ve onlar için üzülüyorum. nefeslerinin kıymetini, diğerlerinin bakışlarına peşkeş çektikleri için...
böyleleri çok oldu hayatımda, görmezden gelemediğim. benim görevim değildi belki ama elimi uzattım zorla ve yanımda yalnızca kendileri olmalarını rica ettim. evet rica ettim çünkü söylemedikçe soru işaretleri kafalarında cirit atacaktı, her tavrımın altında bir bit yeniği aranıcaktı; evlilik öncesi anlaşmasıymışçasına, daha başlangıcında bitişi planlandı. " ben şimdi buradayım. sen, yalnızca sen ol. sonrasında gitmek isteyebilirsin. ben buradaydım diye benimle kalmak zorunda değilsin. ama ben nafakayım. gitmeyi seçtiğinde de seninle olacağım. hani olur ha.. başın sıkışırsa diye. "
nihayetinde her daim bozgunlar yaşanmadı elbet. bu karşılıksızlığı kaldırabilenler oldu. vicdan yapanlar da oldu haliyle. "senin sayende..." ile başlayan yüzlerce cümle hatırlıyorum. bir manipülasyon muyduki benim müdahalemle olsundu? ve kaldıramayıp çekip gidenler, içten içe bilenenler... bilendiklerini bildiklerim ve acıyla gardımı almak zorunda kaldıklarım...
yaşamaktan fazlasını yapmadım hiçbir zaman. hassasiyetimi yadsıyamam ama bunu kimsenin gözüne sokmuşluğum yoktur misal... göründüğü gibi olmayandan korktuğum için olduğu gibi görünen ilişkiler kurmaya çalıştım. her biri kendilerini kendi kendilerine buldular. ben ağzımı bile açmamıştım.
suçlayamam, yalnızca anlarım.. yeni olanı kimden öğrendiysek, onun yorumunu örnek alıyoruz çoğu zaman. modelleme.. bu bizim yaşam biçimimiz. kırması çok zor bir döngü bu, dayatımların pek çoğunun ayrımına bile varamazken.. benim sağladığımı ben sandılar. sağladıklarım güzeldi, ben rahatlıktım. kendileriyle beni karıştırdılar, ben olmaya çalıştılar. halbuki çok güzelleri vardı aralarında, bin bir renklileri.. bana benzeme isteklerine, benzeyemeyip acıtmaya çalışmalarına da anlam veremedim. güzelliklerimiz eşdeğerdeydi.. paylaştıkça artan bir güzellik. bir dağa tırmanırcasına.. yükseldikçe daha geniş bir alanı görmek, daha temiz bir havayı içine çekmek, basit ama kıymetli bir mutluluğu paylaşmak.. aynılıklara sevinerek, farklılıklara hayran olarak, ayrılıkları anlayışla karşılayarak tecrübe etmek hayatı.. amaç yalnızca öze ulaşmaktı...
bir zamanlarda kalmış ama değerini hala korumakta olan biri bana şöyle demişti: "söz ağzından çıkmadan önce sen ona sahipsindir. sözü ağzından çıkardığın anda ise o sana sahip olur." o bunu '2 düşün 1 söyle.' anlamında dile getirmiş olsa da ben hep bunu insanlarla ilişkilerimde bir düstur olarak aldım. kendim için de elbette. susmak bir seçimdir, ama söyleyememekte engellenmişlik vardır. söylenmeyi bekleyenler kimseyi daha derinlere çekmesin, söyleyememek kimseyi esir almasın istedim; sözler ağızlardan çıksın özgürce, en azından bir kişiye karşı kendini ortaya koyabilsin insan apaçık. bu karşılıklı bir dilekti, çoğunda gerçekleşmedi. onlarcası içinde yalnızca birin bir fazlası kadarı şimdilik.. parsellemeden sahiplenerek, tenkit etmeden dinleyerek, sıkmadan merak ederek, kontrol etmeden arayarak, şımartmadan severek.. (şımartmadan sevmek sakınım içermemektedir.)
kusursuz varolmadığı için kusurları sevmekle başlamalı işe.. ve olduğu gibi kabul etmekle devam etmeli...
14 Mart 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder