"This is where the one who knows, meets the one who doesn't care..."

5 Mayıs 2008 Pazartesi

- aranılış, bulunuş -

deniz: mutluluğu yaratabildiğim yegane yer; ister içinde, ister kıyısında, isterse yalnızca görüş mesafesinde olayım, hiç farketmez. tüm hücrelerimi yaşamla ve onun sevinciyle doldurur. sırtımdan yükümü, gözlerimden yaşlarımı, zihnimden gölgeleri, kalbimden sızılarımı ve karşılıksız iyiliklerimi alır, alır ve yutar, yutar ve asla kusmaz, yutar ve asla sürüklemez akıntısında. hiçbir zaman kuşkuya yer bırakmaz; bırakmaz çünkü yok eder tümünü, geriye arınmış, berrak bir zihinle yepyeni bir ben kalır; benin içinde ise malumunuz, yalnızca sevgim vardır. o an evreni duyumsarım alabildiğine ve evrenin içinde denizi, denizin içinde kendimi. yalnızca üçümüz oluruz ve bu üçlü mutluluğu doğurur. ilkbahar ve yaz, sonbahar ve kış... ne mevsimler ne mevsimlerin ayları ne de mevsimlerin aylarının sıcaklık ya da soğuklukları engelleyebilir ona ulaşmamı. bilmem neden, en çok ona ait hissederim kendimi. en çok sevdiğim anı; tüm vücudum yüzeyinde serbest, kulaklarım içinde, yüzüm gökyüzüne dönük, dingin salınışlarında dinlemek yaşamı; birkaç dakikalığına tüm olma savaşları ve oldurulma çabalarının anlamsızlığının anlam bulduğu o yerde, onun içinde, hiç oluşu tüm benliğimle duyumsamak, arada ciğerlerime su da kaçsa, olması gerektiği, asıl ihtiyacım olduğu gibi, yalnızca ruhen nefes almak...

istenmediğimi duyumsadım hep, istenmeyerek bu dünyaya getirildiğimi ve hatta ilk tecrübe ettiklerimden ötürü getirilmekten çok fırlatıldığımı duyumsadım. çok sevildim halbuki; akılla da sevildim gönülle de. tutkuyla sevenlerim oldu, şefkatle sevenlerim oldu, bazen gıptayla ve zaman zaman hasetle sevenlerim bile oldu. yine de varoluş acım her daim mevcut ve tazedir, istenmediğim duygusunun hayattaki ilk yaram oluşundan ötürü belki. tüm bu güçlü istenmemezlik duygusuna rağmen, dünyaya gelişime vesile olanların yalnızca birer aracıdan ibaret oluşlarını kavrayabilişimden ötürü sanırım, hep doğaya ait ve yaşama bağlı kaldım.

bendeki bu deniz sevdasını önceleri ana rahmine dönme ihtiyacıyla bağdaştırdım; huzur bulunacak, kaçıp dinlenilecek, sığınılacak bir liman gibi, ana rahmi... oysa varoluşumdan beri süregelmekte olan o istenmemezlik duygusunun esas ortaya çıkış yeriydi annemin rahmi; benim uzanışım ise bir ihtiyaçtan çok daha fazlasına yönelikti. deniz, süngümün her düşüşünde avunmak için koştuğum ilk yer değildir. evet, zamansız da gitsem, mutluyken de gitsem bana yine de iyi gelir, ancak en iyi zamanı yine o bilir. kurulu bir bebek gibi, ipleri başkasının elinde bir kukla gibi, bir anda her şeyi ve herkesi bırakıp, yalnız başıma giderim yanına; asıl o beni çağırır, yüreğimi kendine çeker, en isabetli kararlarımı onunla vermişimdir, kalp ağrılarımın en kuvvetli merhemidir, en acı gerçeklerimle sadece onun kıyısında yüzleşebilmişimdir.

gerçeğime ihtiyaç duyduğum zamanlarda, özümü ararken bilincimden bağımsız, onu bulduğum yerdir deniz. bana beni gösteren aynamdır tüm çıplaklığımla, gizimdir. deniz bendir sanırım, belki de ben denizimdir...

Hiç yorum yok: