bir nefes alımlık sükunet elzem şu an benim için; bir nefeslik kafidir, yoksa yiticem şu bir kısmı geçmişten kopup hücum eden, bir kısmı bugüne ait, bir kısmı da geleceğe dair tasalarımdan oluşan duygulanımlarımın arasında. bunca mı mutsuzdum ben gerçekten? dünyada o kadar olup bitenin yanında benim yaşadıklarım devede kulakken, yetinemedim mi ben? neden? oysa farkındalığın fark yarattığına inanırım. olan biten her şeyin bilincindeyken, neden bu geceye aidiyet? o kadar uzun süreler mi saklandım? bu yüzden mi bu kadar alıştım? gündüzleri zorla yaşıyorum; bunu kendimden sürekli saklamaya çalışıyorum. yeni güne her göz açışım, geceye yeniden ulaşabilmek için adeta. gecem ve gündüzüm yer değiştirmiş, hayat benimle oyun oynuyor gibi. günlerim gece asıl, gündüzlerim ise uyku. gündüz boyunca evde yatıp, hava karardıkça canlanmaya başlıyorum ve gecelerimi bir sandalyenin üzerinde günün ilk ışıklarıyla buluşturuyorum. 'vakitlice yatmak' bana ezelden yabancı, gündüzler bomboş ve geceler alabildiğine anlamlı. elbette bu demek değildir ki gündüzlerden nefret ediyorum. ancak yalan söyleyemem; geceleri daha rahat yaşıyorum.
karanlık güvenlidir; insanı saklayışından ötürü değil, aksine, kendini apaçık ortaya koyabilmesi için cesaretlendirişinden. bu yüzden gece 'tehlikeli' diye etiketlenmiştir, oysa gündüz herkesten sakındıklarını, geceleri bütün çıplaklığıyla ortaya koyar insanlar. gözbebekleri irileşir; gündüzleri baksan da göremeyebileceğin ayrıntıları, gece mutlaka yakalarsın ve baktığın diğer gözbebekleri irileşmiş gözlerin ardında, kalplerin sakladıklarını çok daha iyi anlarsın. belki de bu nedenle geceleri daha güzel gözükür insanlar, bazen de daha gizemli, ortaya çıkan karanlık taraflarından ötürü. en özel ve samimi sohbetler, itiraflar, içinden geldiğince danslar, en sıcak kucaklaşmalar, kalbini döktüğün yazılar, ruhunun gözyaşları ve daha niceleri hep bu nedenle geceye sarılı, geceyle sınırlıdırlar. gözünü açtığın ilk anda ise pişmanlık başlar. gündüz: utandırandır, kendin olduğun için seni vicdan azabıyla kıvrandırandır. gece seni seninle paylaştıkları için minnetli pırıltılarla bakmış olduğun gözleri, gündüz onlardan kaçırırsın; ipin ucunu kaçırmışsındır sanki, olman gereken gibi değil de olduğun gibi olumuşluğundan kaçarsın. gündüz: geceyi ayıplayandır. geceler hediyemse, gündüzler benim cezamdır.
sevdiğim herkesi gecelerimde istiyorum; onlara en çok geceleri ihtiyaç duyuyor, onları en çok geceleri özlüyorum; koskocaman evimizin içinde herkesin bir odası olsun, akşamları salonda buluşulsun ve sabah olana dek orada oturulsun istiyorum. ayrı kalmak bazı şeyleri daha açıkça görüp, daha doğru anlamlandırmaya sebep olsa da, daha fazla ayrılık istemiyorum. bu gece özlem kalbimi sıkıştırıyor; doğduğum yerde bırakmak zorunda kaldığım, farklı şehir ya da ülkelerce ayırıldığım, aynı şehirde de olsam yine de ayrı yaşadığım insanları dizimin dibinde, gözümün önünde istiyorum.
doğduğum topraklarda edindiğim dostlar:
nedir sizi bu kadar kıymetli kılan? niçin bu kadar özelsiniz? onca yıllara rağmen, nasıl temel sınırları koruyabildiniz? benim değil, ama benimle olduğunuz için kendimi çok şanslı sayıyorum, özen ve saygınızı asla kaybetmediğiniz için bu gece hepinizi çok daha fazla seviyorum. bu kadar sevgi ise canımı yakıyor. size sesimin çıkmayacağını bilirsiniz, buna güvenerek sınırlarımı ihlal edin, beni yakın, beni yıkın, beni kırın, beni dökün, beni hiçe sayın istiyorum. lütfen... hepinize yalvarıyorum. anlamıyor musunuz? siz tüm bunları yapmadıkça, yaşadıklarımla daha çok yaralanıyor, daha da kötüsü; daha iyi dayanıyorum. çünkü siz böyle oldukça ben size güvenerek insanlara inanıyor, umut etmeye devam ediyorum...
18 Mayıs 2008 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder